ALLAHIM

GALIBA AYLARDAN HAZIRAN OLACAK (8)
HANGI GÜN OLDUGUNU TAM HATIRLAMIYORUM
GÖKYÜZÜ ÖYLESINE BULUTLU KAPKARA
SANKI KATRAN;YARALI YÜREGIM GIBI
ACIP ELLERIMI YALVARDIM ALLAHIMA
YAGDIR RAHMETI OLUKTAN BOSALTIRCASINA
YAGSINDA ICIMDEKI KARAMSAR UMUTSUZLUGUMU
ALSIN ÖFKELI NEHIRLERDEN GÖTÜRSÜN DERYAYA
SONRA SICAK BIR GÜNES DOGSUN
ISITSIN BENI ICIME BIR SEVGI KOYSUN
GÜL KOKSUN TEK GÜL GIBI OLSUN
RAZIYIM VARSIN DIKENIDE OLSUN
SANIRSAM AYLARDAN HAZIRAN OLACAK
HANGI GÜN OLDUGUNU TAM HATIRLAYAMIYORUM
O SEVGIYE BIR BAKISTA ANLADIM
ALLAHIM SEN NELERE KADIRSIN
ALDI O GÜLÜ TA KALBIMIN ICINE OTURTTU
TEMMUZ;AGUSTOS;EYLÜL;EKIM;ARALIK
SIMDIDE OCAK AYININ KACI BILMIYORUM
BU GÜN SACI DAHA OKSANMAMIS SU KAFAMA
BIR BÖCEK GIRDI TIRMANA TIRMANA
ICIMDEKI HAYELLERIMI UMUTLARIMI KEMIRIYOR
ALLAHIM SEN NELERE KADIRSIN

ERCAN KOCAOGLU

amacin ne senin

ne yapmak istedigin
derdin ne senin
ne sevdigin belli
ne sevmedigin
ne sevdigini soylersin
ne yuzume gulersin
yanina gelirim kovarsin
neler yaptigimi sorarsin
kollarimda meleklesir
sonrada yirtici kus olursun
durmaz kalbimi kirarsin
kendini gorursun yukseklerde
hata yapar bilmezsin
ozur bile dilemezsin
aramizi yapmak isterim
bunada izin vermezsin
sevdigimi soylerim
yuzume bakar gulersin
birde benden sevgi beklersin
an gelir tatli tatli
ifade edersin bana olan sevgini
an gelir saplarsin kalbime hanceri
yorulurum,kirilirim,yeter artik
buraya kadarmis bu ask derim
baslarsin somurmeye duygulari
sana verdiklerim diye
baslarsin soze
kacinirsin gelmekten goz goze

Ama Sen Yotun

deniz delicesine vuruyor kıyıya
sadece bizim şarkımızı çalıyor
rüzgar ve martılar
ama sen yotun
belki ağlıyordu ay ve yıldızlar
bu yanlızlıma
ama sen yoktun
birben birde yanlızlık vardı
bu kaca sahilde
birde senin hayalin vardı
ama sen yoktun
ne zaman uçurumun kenarına gelsem
seninyanına gelmek için
ince bir çizginin bizi ayırdığını
seni benden koprdığını anlıyorum
ama sen yoktun

ANA

bir mektup gönder bana…
satırlarında buram buram
özlem koksun….hasret koksun…
çocukluğumda oynadığım çam ağaçlarının,
kokusu sinsin satırlarına…
ellerinin kokusu sinsin…
ne olursun ana
bir mektup gönder bana
içimdeki hasretin dinsin…

bir mektup yaz…
otlayan sürülerden anlat
oğlakları ayırdınız mı anasından
kuzular meleşirmi? yamaçtan yamaca
kırlangıçlar tünüyor mu
inin önündeki ardıca?
ana bir mektup yaz bana
sensiz karanlık geceler
sensizlik ayaz bana…

ana bir mektup gönder bana
kışın yağmurun ardından toprak
baharda badem çiçekleri koksun
ısdarda kilimlerimizin nakış’ı
vadilerde ırmaklarımızın akışı koksun…
hani doğduğum dağda..morkoyak da
esen poyrazlar sinsin satırlarına….
çalkamaya doğradığımız gevreklerin kokusu
davar güden Yörük kızlarının
kır çiçeklerinden takısı koksun..satırlarında…
sen burada adı yıldız olanlara bakma
kıl çadırlardan gördüğün yıldızlardan yaz…
kır yaylalardaki kekik kokusunu
çiğdem kazan kınalı elleri yaz..
deme oğlum duyguludur.. deme mektubum ağlatır..
ağlamaya razıyım ben
yeter ki bir mektup gönder
özlem dolu, hasret dolu satır satır..

okumam yok ki oğul deme bana
paşamın okuma yazma
seferberliğine gitmiştin ya üç ay
hani şükran duygun için hoca hanıma
sen de anandan kalma
ipi çiğitle boyanmış
obamızın nakış’ıyla işlenik
terk heybeyi vermiştin ya…
işte.. o bilgilerin yeter be ana
iki cızıktırmaya
kokunu alayım yeter
kokun burnumda tüter
tüter be ana.
…anacığım….

ne olur..ne olur
unutma bu ciğerpareni
öyle derdin ya beni severken
yaramazlık yapınca nasıl çatılırdı kaşların
nasıl titrerdi yüreğin..
şefkatli ellerinle beni döverken..
gönlünü ferah tut anacığım
haram lokma yemedim
harama el sürmedim
boşa gitmedi anlayacağın emeklerin
mektubuyun sonunda her zaman ki gibi
hayırdualarını beklerim
canım anacığım
benim anacığım….
Allah’a emanet olasın..

Trafik hastanesi/1993

Anadolu”dan Geldim

Anadolu”dan geldim İstanbul,
Bir serçe ürkekliği ile gezerim
caddelerinde,
Dudaklarımda bir türküdür,
duyabileceğim ses.
Yorgun gönlümde ne ihtiras, ne heves…
Ne de yarın için bir ümit kırıntısı var.

Anadolu’dan geldim istanbul.
Teneke desenli bavulumu
açıp baksan,
Bir kaç sabun kokulu çamaşır, bir kaç çorap,
Ve anamın koyduğu peynirli dürüm.

Taş yüklü omuzlarım, bedenim ruhumdan ağır.
Dalımda taşıdığım, Palandöken, Erciyes…

Anadolu’dan geldim İstanbul,
Anlarsan beni,
sana söylenecek dertlerim var.
O dertler ki, duyanlar yanar, bilenler ağlar.
Bin yıllık çilenin elinden kahrolan memleket,
Dört beyinsiz yüzünden perişan olan millet…
Ve umutları yıkılan bir tarih, bir şuur, bir ruh var.

Gönüller huzursuz, dünyalar yıkık, vicdanlar mahkum,
Ölmeden ölümü arzular herkes…

Anadolu’dan geldim İstanbul,
Coşkun ırmakların yanıbaşı kurak ve susuz.
Ekmeğe muhtaç yavrular uyku bilmez,
Körpecik yürekler, çok zamandır uykusuz…

Tırnaklar yer deşer,
tek kuruş para için,
Bir yanda yamyamlar güruhu,
Vicdansız ve korkusuz.
En acı veren yaralar kabuk bağlamaz,
En azgın hekimler bizde,
yaraların merhemi tuz…

Boğazda bir nesil boğulur, sen kayıtsız bakarken,
Korkarım son çırpınış, bu en son nefes…

Anadolu’dan geldim İstanbul,
Taşlarına uzandım kaldırımların,
Etrafımda çile dolduran
sokak mahlukları…
Yüreğimde,
fahişelerin bıraktığı iz…
Bir berbat alemin kucağına indim,
Ana sandığım her kucak rezil, sevgisiz…

Tutkunu olduğum sevdayı elimle boğdum,
Dört hainin yüzünden, üzerime gam yığdım.

Oturdum kabri başına,
suskundur Fatih Han,
Utancından çatlayan, surlar ezgin.
Dinledim saatlerce, yüreğinle halleşip,
Sen, senden habersiz, sükunette dur, bekle,
Senin haline kan ağlarken, bu cihan…

Surların dibinde medfun,
kirli ayakların tepelediği,
Emmim Ali, dayım Hacı, komşum Osman…
Hangi duygular getirdi,
onlar, hangi amaca kurban?

Gidiyorum İstanbul, geldiğim yere geri,
Gidiyor üzerinden, eksik olsun bir serseri…

Hasan Ulusoy

ANAHTAR

Salamadım yüreğimdeki kuşu enginlere
Gidemedim toprak kokan sevgiliye
Yıkamadım karton duvarları
Çaresizlik dedikleri bu olmalı

Yüksek yaparlar mapushane duvarlarını
Demir parmaklıklar keser yollarını
Artık duymuyorsan o kuşun çırpınışlarını
Aşarsın o zincirli kapıları
Keramet ; Kefenin beyazlığı

ANAM

Hatırlar mısın anam
Hani battaniyemi atardım, üstüm açılırdı uyku arası ya
Atardım da, sanki senin üstün açılmış gibi
Hemen fark ederdin, uykuda bile olsan
Kalkardın, örterdin üstümü ve okşardın saçımı
Hiç üşenmeden

Uyanırdım bazen o esnada
Gözlerimi açar açmaz
Şefkatle bakardın bana
Söyle anam, şimdi kim bakar bana öyle
Kim bakar senin gibi
Kim yanar
Kim ağlar bana
Söyle anam
Kim ağlar

Hep mahzundun, hep durgun, hüzünlü
Yüzüne vurmuştu çektiğin acılar, çizgilerle
Dalar giderdin bazen, çektiğin o çilelere
Dalardın ama; bilirim, yılgınlık yoktu gözlerinde
Dilinde Allah, gönlünde iman
Bilirim, buydu seni ayakta tutan

Bazen kızardım,bağırırdım sana
Dilim tutulsaydı keşke
Ama sen, yine kızmazdın bana
Bağır derdin, evladımsın ne de olsa
Fakat gözlerin öyle demezdi anam
Nemlenirdi o şefkat dolu gözlerin
Ağlardın için için

Yokluğunun şu saatlerinde
Ağlamaktayım anam
Ağlıyorum, sen yoksun yanımda
Ağlıyorum, kıymetini bilemedim hiç şu dünyada
Ve kıymetini bilemedim hiç, yatarken dizlerinde
Okşarken saçımı, nasır tutmuş ellerinle

Mutlu olur muyum artık, yaşayabilir miyim sensiz
Gün göstermemişim ki sana
Nasıl mutlu olurum, nasıl yaşarım şimdi
Yoksa sen, affeder mi sanırsın anam
Dünyadaki tek varlığın kendini
Hayır anam, hayır
Affedemem artık kendimi
Affedemem asla
Ne olur, sen affet anam…