YA LEYLA

Sevenlerin kalbinde çakan ilk şimşek gibi,
Akşamın gurup vakti, geliversen, ya Leyla
Şairin kalemini inleten gerçek gibi
Cemal-i mehtabınla gülüversen, ya Leyla…

Hayalinle,gerçeği zorladığım kulvarda
Gözlerimin içine bakıversen, ya Leyla
Yakamozlar oynarken, ağladığım sularda
Sevda pınarlarımdan akıversen, ya Leyla…

Hasretim yıllar yılı, bir ılık bakışına
Müjgan okun kalbime, salıversen ya Leyla
Gönlümü dolamışım, siyah zülfün nakşına
Bir teliyle bağlayıp, asıversen ya Leyla…

Kaç seyyah geldi geçti, senin yanık şarkınla
Kaç bin aşık o çölde, hoş bir ümit , ya Leyla
Beni, sana çeviren bitmez derin aşkınla,
Hem Leyla’yım ,hem Mecnun,bu Halit kim ya Leyla ?…

Halit ÖZDÜZEN

Ötüken Yayınları arasından çıkan, Aşk Yolcusu/Mevlana ve Mevlevilik isimli çalışmamda yer almaktadır.

SELAM SANA YA MUHAMMED MUSTAFA

Gelişini haber verdi Nebîler,
Son dönemde gelir Ahmed dediler,
Melekler yoluna güller serdiler,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Nûr-ı çeşmin gönüllerde zevk sefa.

İsrafil ninniler söyledi cana,
Çocuklukta özlem duydun babana,
Anam babam feda olsunlar sana,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Ruhu nakşın gönüllere pür şifa.

Gençliğinde cesur, mert bir civandın,
Doğruluğa ta yürekten inandın,
Muhammedü’l-emin unvanı aldın,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Cemâlin benzerdi hüsn-ü Yusuf’a.

Ceddin İbrahim’in Hanif dininde,
Bazen tüccar oldun Kenan ilinde,
Yalan yanlış yoktu senin dilinde,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Meleklerde olmaz sendeki vefa.

Mirâcına şahit oldu âlemler,
Sevenler müjdeli haberi bekler,
Firâkından yandı bütün felekler,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Gelmek istiyorum senin tarafa.

Ağzında dualar, gözlerin yaşlı,
Çocukla çocuktun, yaşlıyla yaşlı,
Oldukça vakurdun, hep ağır başlı,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Şöhretin yazıldı nurlu Mushaf’a.

Konuşurken sesin gayet sakindi,
Bakışın kararlı, gözler emindi,
Firdevs dedikleri Cennet tenindi,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Allah remzeyledi mim-i hurûfa.

Tenin gül kokardı, nefesin reyhan,
Dünyada sultandın, ukbada sultan,
Seni görmek ister bu fakir her an
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Şefâatin göster koyma A’râfa.

Ahlâkın Kuran’dı âdabın Furkân,
Ashâbın ışıktı, Ehl-i beyt nurdan,
Resul ayrılamaz çâr-ı yarından,
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Ehl-i Beyte canlar feda bin defa!

Şah Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin,
Sevdam Zeynep ile Zeynel Abidin,
Sensin kıblem, sensin Kevser, sensin din!
Selam sana ya Muhammed Mustafa,
Her zerrene Halit feda bin defa.

Tasavvuf Yolcusundan,

KIŞLAYA BAHAR GELDİ Mİ?

(Murtaza´ya)

Kışlaya bahar geldi mi?
Bahar şu dağların ardında,
Sesini duyabiliyor musun?
Baharın sesi olur mu deme !
Sesi de olur, kokusu da,
Ben nefesini bile duyuyorum ılık ılık.
Sabrınla çiçekler açacak dağlarda,
Sevginle kokuları yükselecek ovalarca,
Bazen, baharı bekleyeceksin şafaklarda,
Bazen de bahar seni bekleyecek,
Sonunda bahar olacaksın ebedi şafaklarda.

BURA ADIYAMANDIR

Pırıl, pırıl bir nehir
Her taraf sahra, mesir
Sultanlara ilk mehir
Eski bir antik şehir.
Bağlar baran barandır
Bura Adıyaman’dır.

Her yan petrol kulesi
Yörenin birincisi
Eski Kahta kalesi
İlk çağların incisi
Dağlar duman dumandır
Bura Adıyaman’dır.

Fokloründe davullar
Evlerinde avlular
Çiçeklerde arılar
Kirazı var, narı var
Yiğit harman harmandır
Bura Adıyaman’dır

Besni’de fıstık üzüm
Sucuklar düzüm, düzüm
Gölbaşı gurbet yüzüm
Sevenlere ilk sözüm
Sevda derde dermandır
Bura Adıyaman’dır.

Toprağına taşına
Güneşin doğuşuna
Göksu’nun akışına
Göllerinin başına
Gönlüm aman amandır
Bura Adıyaman’dır.

Arsemia Sümeysat
Gem vurulan o Fırat
Şirine yanan Ferhat
İlk çağlardan zuhurat
Tarih zaman zamandır
Bura Adıyaman’dır.

Çelikhan’ın balına
Yarimin halhalına
Omzundaki şalına
Basmasının alına
Sevdam dolam dolamdır
Bura Adıyaman’dır

Kummuhkent, Turuş-Urşu
Eski kent Asur Hoşşu
Eti, Sümere komşu
Güvercin haber kuşu
Sözüm ferman fermandır
Bura Adıyaman’dır

Gerger, Sincik cevizi
Tut’un incir, pekmezi
Havva ana çerezi
Türk, Kürt, Afşar, Çerkezi
Gören sana hayrandır
Bura Adıyaman’dır.

Kaç kraldan kalan yer
Her taşın yakut değer
Burcuna sancaklar ger
Sahipsiz günler geçer
Vadi leman, lemandır
Bura Adıyaman’dır

CANAN ALİ

Can Ali, canan Ali
Her derde derman Ali
İlimde umman Ali
Can sana kurban Ali.

Ay Ali, hilâl Ali
Güzel bir cemâl Ali
Edepte kemâl Ali
Can sana kurban Ali.

Şebboy Ali, gül Ali
Engin bir gönül Ali
Şakıyan bülbül Ali
Can sana kurban Ali.

Kemâlatta fert Ali
Varlıkta cömert Ali
Yiğitlikte mert Ali
Can sana kurban Ali.

Kevserde sâki Ali
İlimde bâki Ali
Yüzümün akı Ali
Can sana kurban Ali.

Şah Ali, sultan Ali
Zalime yaman Ali
Mazluma aman Ali
Can sana kurban Ali.

Resule kardaş Ali
Nebiye sırdaş Ali
Hızır’a yoldaş Ali
Can sana kurban Ali.

Din Ali, iman Ali
Aşk Ali, irfan Ali
Halid’e ferman Ali
Can sana kurban Ali.

Tasavvuf Yolcusundan,

DORT BÜYÜK GAVSULLAH

Bağdat’tadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, tez açılır perdesi,
Ah Geylâni, Geylâni can Geylâni, Geylâni
Âlemlerin sultanı Abdulkadir Geylâni

Nurânidir nurâni Abdulkadir Geylâni
Âlemlerin sultanı Abdulkadir Geylâni

Basra’dadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, arşa çıkar nefesi,
Ah Rufâi, Rufâi can Rufâi, Rufâi
Âriflerin sultanı Seyd Ahmed-el Rufâi

Nurânidir nurâni Seyd Ahmed-el Rufâi
Âriflerin sultanı Seyd Ahmed-el Rufâi

Tanta’dadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, çabuk olur meyvesi,
Ah Bedevi, Bedevi can Bedevi, Bedevi
Âşıkların serveri Seyd Ahmed-el Bedevi

Nurânidir nurâni Seyd Ahmed-el Bedevi
Âşıkların serveri Seyd Ahmed-el Bedevi

Dusuk’tadır türbesi, her yandadır gölgesi,
Ona evlat olanın, nurla dolar kafesi,
Ah Dusuki, Dusuki can Dusuki, Dusuki
Âşıkların mâşuki Seyd İbrahim Dusuki

Nurânidir nurâni Seyd İbrahim Dusuki
Âşıkların mâşuki Seyd İbrahim Dusuki

Tasavvuf Yolcusundan,

AŞKIN ADIDIR HÜSEYİN

Aşkın adıdır Hüseyin,
Lezzet tadıdır Hüseyin
Bilmeyenler Araf´tadır
Arif tacıdır Hüseyin

Muhammed gülü Hüseyin
Gülün bülbülü Hüseyin
Seni sevmeyen gönülü
Bilirim ölü Hüseyin

İlmin yoludur Hüseyin
Ali oğludur Hüseyin
Aşk ile özü doludur,
Aşkın nurudur Hüseyin

Fatime nuru Hüseyin
İsrafil suru Hüseyin
İslamın büyük gururu
Ümmet şuuru Hüseyin

Ba’nın noktası Hüseyin
İlmin sakası Hüseyin
Kerbela’nın matem yası
Yiğitler hası Hüseyin

Dinin fettahı Hüseyin
Derdin felahı Hüseyin
Ol şehitler şehinşahı
Derviş semahı Hüseyin

Talibe rehber Hüseyin
Allah’tan eser Hüseyin
İki cihandaki Kevser
Halid’e önder Hüseyin

Tasavvuf Yolcusundan,

AŞKIN SIRRI

Ademe secde ettinse, uzak değil yakındasın
Mürşide biat ettinse, elestünün farkındasın

Nuh nebiyi düşündünse, tufan görmüş ummandasın
Ehl-i Beyte yüz sürdünse, sultan ile sultandasın

Nefis putunu kırdınsa, İbrahim’le divandasın
Benlik arından geçtinse, İsmail’le kurbandasın

Sabır yolunu seçtinse, Yusuf ile zindandasın
Eyüp sırrını bildinse, her dertliye dermandasın

Kendi Tur’una çıktınsa, Musa ile Sina’dasın
Ali’ye turab oldunsa, Fatime’yle Mina’dasın

Davut’a sapan oldunsa, Filistin’de devrandasın
Gerçeğe agâh oldunsa, İsa ile seyrandasın

Ahmediyeti çözdünse,aşk denilen fermandasın
Ebül Ervah’ı gördünse, Muhammed’le Kuran dasın

Tevhid nurunu bildinse, Lâ’da değil İlla’dasın
Sırrın o aşka halidse, Allah ile Allah’tasın

Tasavvuf Yolcusundan,

AŞK YOLCUSU

Bir hazan mevsimi aniden gelip,
Gönlümde nevbahar estirdin güzel.
Manalı bakışla, aklımı çelip,
Sevda potasında erittin güzel.

Razıydım dalımda tek bir goncaya
Öbek, öbek güller açtırdın güzel.
Sönmüş küllerini saçıp havaya,
Gönül volkanımı harlattın güzel.

Sen bende saklısın,ya ben nerdeyim?
Beni benden alıp, götürdün güzel.
Ebedi aydınlık, bir beldedeyim
Gecemi gündüze döndürdün güzel

Şimdi ne tarafa baksam ordasın.
Her şey senden bana bir cilve güzel.
Bülbül de,güldesin; al da, mordasın,
Halid’i yaktığın kordasın güzel.
Halit ÖZDÜZEN

BEN DOĞUYUM

Ben doğuyum,
Güneşin doğduğu yer,
Ne güneşler doğurdum;
Gökteki güneşten başka.
Gökteki Güneş,
Yıldız sayılır, onların parlaklığında.

Ademin çocuklarına beşikler verdim,
Nuh’a gemi, ormanlarımdan.
Musa’ya Asa,
İsa’ya Kâse
Muhammed’e minber verdiğim gibi.
Havva’nın ninnisi söylenir, ovalarımda.
Dağlarımda Davud’un avazı,
Tur’da Musa’nın sayhası,
Bilâl’in çınlayan ezanı gibi,

Ben doğuyum, hem Orta Doğu,
Ne medeniyetler, doğurdum, gerçek medinelerde
Ne şehirler kurdum.
Babil’den,Ninova’dan Kudüs’ten sonra.
Ne Krallar yükseltip alçaltım,
Karun,Nemrut, Firavundan başka.

Yollarımda Peygamberlerin ayak izleri var,
Şu İbrahim’in Mezopotamya’da,
Oradaki, Nasara’lı İsa’nın
Ya Muhammed’in izleri,
Mekke’den Medine’ye kadar.

Ben doğuyum,
Güneşin doğduğu yer,
Ne güneşler doğurdum,
Gökteki güneşten başka,
Konfüçyüs, Zerdüşt, Buda,
Fikir adamıydılar, dava adamıydılar.
Sonra Aristo, Platon
Greec’i, Roma’yı kurdular.
Farabi,,İbni Rüşt, İbni Sina
Doğudan aldıkları ışıkla,
Batıyı aydınlatıp,
Dante’yi ve Nietzsche’yi çıkardılar.

Sonra soyguncular, talancılar geldi
Bendeki işbirlikçilerle,
Barbarlar, mülkümü yağmaladılar.
Romalılar ve başka barbarlar,
Ser verdim sır vermedim.
Ürettiğim bütün zenginlikleri çaldılar;
Altın mücevher, petrol ne varsa,
Her şeyimi aldılar, ruhumdan başka.
Götürüp apartman, gökdelen kurdular,
Ama ruhsuz, ama taş,beton, demir yığınları,
İnsanları hapsetmek için “çağdaş” zındanlar.
Adına şehir dediler, şehir görmemişler.
Şehir, Semerkant’tı Buharaydı, Bağdat’tı.
Çevresi bağlar, bahçeler
Adam gibi adamların yaşadığı yer.

Ben doğuyum,
Güneşin doğduğu yer,
Ne güneşler doğurdum
Gökteki güneşten başka,
Öyle parlak öyle parlaktılar,
Güneş yıldız kalırdı onların ışıklarında.
Nur yüzlü Havariler.
Daha binlerce veli, aziz ve azizeler
Hallac,Yesevi, Arabi, Mevlana, Yunus’lar

O hikayesini dinlediğiniz,
Küllerinden yeniden doğan.
Zümrüdü Anka kuşu
Benim Kaf dağımda yaşar.
Ben ölümsüzlük iksiri içtim,
Ben de Cebrail nefesi var.
İnanmazsanız Semur’a sorun,
Bilir, o nefes neye yarar.

Yeni güneşlere gebeyim,
Doğurup, çalamadıkları ruhumu vereceğim.
Ali’ler,Selahaddin’ler,Alpaslan’lar
Meryem’ler, Rabia’lar.
Eski günlerdeki gibi,
Bir doğurdum, bir doğurdum mu!
O zaman bendeki keyfi görün,
Nasılda kınalar yakacağım ellerime,
Tüm gelinlerimin kınasından parlak,
Yılanlar,çıyanlar kaçacak delik arayacak.