Nasihat

NASİHAT..

Ayağındaki çamuru,
Gönlüne..
Elindeki hamuru,
Ayağına bulaştırma..

Sır, sadağından çıkmamış
Bir yaman ok!.
Sükut, kutlu hazine..
Sırrını, sözüne bulaştırma..

Su, toprağın özüyle
Kabından boşalır..
Kabından taşan söze,
Özünü bulaştırma..

Kılıç, kından seslenir;
“namert eline düşürme”
Yere düşen namerde,
Öfkeni bulaştırma..

Tevazu kanatlanmış,
Dağlar aşmada..
Aşılmaz sandığın yollara,
Nefsini bulaştırma..

“İki kapılı bir han”
Dediler dünyaya..
İzine, adına, şanına,
Cehli bulaştırma..

Fırsatı ganimet bilip,
Yakasından tut zamanın..
Gariplere..Gam kervanına katıl,
Haramı/Haramiyi bulaştırma..
Bedrettin Keleştimur

Örtüsüdür Onlar

ÖRTÜSÜDÜR ONLAR

Düşünürüm dağları, vakarından
Ülkemin metin burçlarıdır onlar
Başında ki sis mi, yaşmak mı?
Edebin hicap örtüsüdür onlar!

Gaye ve ufkumun düştüğü yerde
Duvak olmuş güneşe perde perde
Kızıllığı ile dağlar siperde,
Şehitlerimin örtüsüdür onlar.

Al beni göğsüne yar ol, yaren ol
Serdengeçtilere ser ol, seren ol
Meydan ver yiğide; bar ol, baran ol
Gümbür gümbür gök gürültüsüdür onlar

Nur inmiş dağların oyuklarına
Sanırsın gül açmış doruklarına
Divan durmuş hakkın buyruklarına
Nebilerin sır örtüsüdür onlar.

Tarih sende, sırra kadim yol sende
Tarsus’tan bir tatlı rüzgar esende
Varıp da, katına ayak basanda,
‘Yedi uyuyan’ örtüsüdür onlar!

Kah Yunus’ça, Kah Ferhat’ça gezerim
Dağlar tuvalim, hayalin çizerim
Aşk ile yanar, buz tutar nazarım
Lale, sümbül, gül örtüsüdür onlar!.

İlk medeniyetin harcında dağlar
Tarihten ders vermiş, mühründe çağlar
Emin bir konak, sur üstünde bağlar
Mazinin şanlı örtüsüdür onlar!

koru Yarab

Beş vakit dualarımızla niyazdayız!
Hakk’a açılmış günahkâr ellerimiz,
Çaresizliğin çığlığında yakarıyoruz;
İfrat ile tefrik arasında dönmekten koru!..
Dua ve yakarış, –Hakk’a icabet;
Hakk’ı birleyen kalp mabet!
Bir çiğnem et, hayret ve rağbet!
Yarab, can verdin, hayat verdin bize;
Ailemizi, neslimizi, hayatımızı koru!..
İnsanız; ‘beşer ve şaşarız’
Belki gaflet uykusuyla yaşarız;
Öfkemizle kabımızdan taşarız!
Bizleri, ‘nefsimizin sultasından’ koru!..

Hafif Meşreb

HAFİF MEŞREB!.
Doğru, bir çizgi üzerinde yürür
Söz besler sedayı, makamla büyür
Gözde nazar, vicdanda safileşir
Hafif meşreb, kendi içinde çürür.

YILIŞIK DEDİLER
Önce kemerini sık,
İşte size, ‘biraz ışık’ dediler
“Ne ol, ne de öl”
“Ne sürün, ne de ayağa kalk” alışık düzen bu
Sükut edene, yılışık!
Düzenbazlara, ‘barışık’ dediler

ÜMRANA TAŞINAN ŞEHİR
Ufuk ötesinden ses ver, nefes ol
Sarıl bir yumak çileye, heves ol!
İrfandan Ümrana taşınan şehre,
Sahiplen, ilme-hikmete kafes ol!

ARİFLERİN AKLI
Bir tohumda, bir koca alem saklı
Alemde sırrı çözen kalem haklı
Bir damla su da, göz görür deryayı
Yüzer deryada, ariflerin aklı…
12.06.2002 ELAZIĞ

Gel Diyornsun

GEL DİYORSUN!.

Mevsim bahar olunca gel diyorsun
Sensiz hayat kuru bir dal diyorsun
Gönül fermanını yağmurlara yaz
Hasretle kapısını çal diyorsun

Göçmen kuşlar dağ, tepe aşar gelir
Irmaklar, vadilerden taşar gelir
Hayalim, umutlarım koşar gelir
Ayrılık şarkısını çal diyorsun

Bekledim, güneşin doğduğu yerde
Sevdanın, hicabın olduğu yerde
Dermanın, yüreğin yandığı yerde
Feleğin kapısını çal diyorsun.
Elazığ// 06.06.2002

Feryadımı Dinleyin

FERYADIMI DİNLEYİN!

Evim, ahengim, mihengim, direncim
Sarmalar, gül kokulu kundağına…

Götürün bu mazlumu sevdasına
Tekbir aşkına, inleyin kulağına!.

Taş üstüne taşı zahmeti taşır
Aşırın yüreğini Kaf Dağı’na!.

Duvarlar, bütün mahremine şahit
Mahzun, mahcup serilir otağına!.

Ninem göç eylemiş, gül mevsiminde
Gülün dikeni düşer ocağına!.

Güzel düşlerimi alıp götürdün
Yalnızlık hançer gibi sokulur bucağına

Ölüm, ense kökünde bir soğuk duş
Göz feri takılır kader ağına!

Zaman kırbaç olur, ömür üstünde
Döner tekerlek, haşr denen çağına

Fırtına Öncesi

Dünya dönüyor, ama nasıl?
Bir yüzü hep karanlıkta…

Gündoğumuna ağır, ağır..
Akıl, zemberekten boşalmakta

Orta-Doğu, şu dünyaya beşik
Korku ve dehşetle sallanmakta

Vicdanları bir kabus halinde,
Amansız bekleyiş yakmakta…

Ey Teknoloji!. Zifte mahkumsun
Bak, gör; insanlık ateşe akmakta…

Sevginin önünde kurulu pusu
Bir tagut ki, bedeni sarmakta

Belki, yine de ‘şark meselesi’
Bütün dengeleri kırmakta

Kriz mi? Aslında, ‘petrol fırtınası!.’
Bölgenin haremine yüklenmekte

Ey akıl!. Nerdesin şimdi sen?
“Akrebin kıskacına düşmekte”

Bir beyinsizin ceremesini;
Bir milyar Müslüman çekmekte!..1

Kim bilir yarın nasıl doğacak?
Okun fırlamasını, zaman germekte!..

Bir oyun, bir eğlence dünya mekanı
Küfrün istibdadı, ağır gelmekte!.

Yarab!. Sen uyandır, Ümmet-i Muhammed’i
Çünkü senin yolunda imtihan vermekte..
12 Nisan 1992

Gülistan Olur

GÜLİSTAN OLUR..
Gün doğumundan batımına sabır
Gül yüzlü de, cennet ehlini tabir
Rüyalar şâh damarı kadar yakın
Oruçluya, gülistan olur kabir!..

KİRDEN ARINIR..
Oruçlu gün be gün kirden arınır
Gönül sofrasında fakir barınır
İftar, sabrı yudum yudum içirir
Zaman masumane güne sarınır!..

KALKAN OLUR!..
Oruç, kötülüklere kalkan olur
Bu yollara gayretle kalkan olur
Bir seferberlik insanlık adına
Zayıflara kol kanat, kalkan olur

EDEP DERSİNDE..
En büyük cihat insanın, nefsinde
Oruçla, bir büyük edep dersinde
Kalp titrerken, dil ikrar rüknünde
Bir büyük nimet/servet vergisinde!..

GARİPLER SAFINDA..
Yarab!. Rahmetinle yargıla deriz
Yaramıza merhem ol sargıla deriz
“Senden geldik, sana dönücüleriz”
Garipler safında sorgula deriz..
PERDE ÖTESİ..
Güzünde, baharında tuttuk orucu
Bir manevi cihaz indi korucu
Perde ötesi açıldı sükunet
Bu yol, ne müşkül pesent ne yorucu!..

Gün Üstüne Yürürüm

Akşam, gündüzün hicap örtüsü
Edebin vuslat vaktidir!
Işıkların raksında, Akşamı ağırlarım..
Elâzığ’ın izbe kaldırımlarında,
Bir ömrü soluklarım!..
Her gün, gün aşımı yol arkadaşım
Kader arkadaşım kaldırımlar,
Sırrımın kadim ortağı!.

-11
Örgüsü elimizde çözülen zamanı,
Akıl ilmikleriyle düğümlerim!!
Bir asrın öncesinde; şu yollar da,
Ilgıt esen rüzgar serinliğinde,
Toprak, sıcağın terini dökermiş!.
Gün yorgunluğunu emek yıkarmış!.
Buğday,başaklarıyla boyun bükermiş!..
Çoban, Sürsürü de koyun güdermiş!..
Toprak o hazzın mahcup edasında!!
Dinlenir, Hafız’ın hoş sedasında!.
Ellerim asrın mağrur yakasında, Bilenir, buz tutan ayazında!..
Ah, beynimden yıldırımlar düşer
Gölgemin peşinden kaldırımlar koşar!.
Tarihime, talihime yol açar
Yol uzanır, ben giderim peşinden
Öksüzü, yetim kimsesiz kovalar!!
Çaresizlik üstüne yağar dualar
Tüy hafifliğinde rahmet sağnağı!.
Karanlığa, hilal nakışlarıyla,
Deryalardan, yüzerek süzer ışık!.. Aşk fitili yıldızlar, sükuta alışık!
-111
Bu hengamede,aklın ritmindeyim!
Saklım yok,düşüncenin hatmindeyim!.
Düşünce, düşlere incecik yorgan
Boynuma geçirilmiş garip urgan!!
Taşır bizi ideler ülkesine..
Bu gizem; kâh Turandır, kâh Sinandır!.
Çölü geçen nice kutlu imandır..
Güçlüğe, zorluğa gözler yamandır!.
Tarihin yazılacağı zamandır!
Batıdan doğuya, Anadolu kapıdır
Bu ne sağlam, ne muazzam yapıdır
Kilit sende, anahtar sende;
Ya ilim, ya marifet hangi kanda?
Ararsan bulursun;O kan da sende!..

Hanı Bekler

(Şeref TAN Bey’e armağan)
Kızaran ufuklar, semalara taç
Şafaktan ötelere, TAN’ ı bekler
Gönül alemi hoş sedalara aç
Türklüğe şevk olacak anı bekler.

Kale, kale burçlara nişan söğüt
Fetih sırları asrımıza öğüt
Yarab! İmanla bu nesli büyüt
Bize isim olacak şanı bekler.

Yollar, uzanıp giden yollar sağır!.
Alçalıp küçülen gölgeler, bağır!.
Zirveler, hani o zirveler, Çağır!.
Tuna, Nil öksüz! Fırat canı bekler.

İpek ki, kendi sahibine ölüm
Yumak! Hayata kement düğüm, düğüm
Kalem, kainata ilahi çözüm
Sırlara aşikar, o anı bekler.

Çatlayan toprak, bahara işaret
Maya olmuş ona, gönül şahadet
Hasrettir, o dolu rüzgar ibadet
Ona baş koyan toprak, kanı bekler.

Obalı, otağlı hani kervanlar
Yesevi duasını yurt sayanlar
Göçtüler şarktan garba nice canlar
Gebedir, Türk’e zaman Hanı bekler.