ZEHİRİM OLUYOR GÜNDÜZLERİM

Uzun bir gecenin puslu yamacında
Yetim kalmış yüreğin yarınlarına sokuldum.
Kafesinden kurtulur gibi,
Ufka yelken açıyordu susamış dilim:
Lokavt ilan edercesine.
Ah bir bilsen gülüm.
Rüyalarında bile tasavvur edemez,
Işık huzmeleri savururdun bana,
Malihulyaya dalar, yıkardın gem vurulmuş duvarın derinliğini.
Isıtırdın hatta; sıcaklığımda don tutmuş sayfaların izlerini.
Neresindeyim bilmiyorum.
Her gece, yüreğimde bir hece:
Itır kokuları süzülürken pencereme,
Resmediyorum yüreğime gül yüzünü.
Seni sensiz yasamak yok mu ya!
Isırganlar kaplamış gibi bedeni,
Zehirim oluyor gündüzlerim.
Isıt artık ısıt! Isıt odanın karanlık yüzünü.
Felfecir okusun zamanı çizen göz.

TUTSAK

sabahın kuru ayazı vurmuş gibi yüreğine
şarabından içiyordu şehrin sırtlarında serkeşcesine
dalgındı biraz binbir düşünce içinde
aaaaaaaaah diyordu aaaaaaaaaaah
kafasını sallayarak anlamsız
küsmüştü yarınlarına
yakınlarına
dostlarına
küsmüştü ya
çekilmişti kabuğuna bir midye gibi
neden ben diyordu neden ben
her yudumunda alırken şarabından
bir eli toprağı dövüyordu delice
zaman tutsağıydı
kursağıydı düşündüğü
trafik
kanser
yokluk
yoksulluk
ne varsa şerden yana
dolmuştu yüreğinin derinliklerine
umutluydu ya gelen hükümetinden
daha da küstü yarınlarına
yitirmişti kendine olan güvenini
yarınları karanlık
yarınları umut yoksunuydu
dört candı
üçünü alınca elinden hayat
tek kanat
uçamadı süzülerek
vurgun yemişti bir kere
üstüne binince emeğinin hiçliği
nasıl küsmezdi hayata
çok sürmedi
gece olduğunda
kıymak isterken yaşamına
soğuğun hançeri saplandı damarlarına
upuzun yatarken toprağın sıcaklığında
düşüverdi iki eli iki yana
ardından yoktu ağlayan
kurtardı diyordu bazıları
umarsızlığın çiçekleri açıyordu her bir yandan
işte bu vatan
bu vatanda yaşayan çokça insan
sıfır noktasında bir yaşam

YARENİMSİN

gözlerine baktım da yılların ezilmişliğini gördüm
beynin derinliklerinde tohuma durmuş dostluğu
filiz veren bir dal misali sevgiyi
sen benim uzaklardaki dostum
yakınımda hissettiğim
sen ki sanal alemin getirdiği
yüreğiyle beni fetheden
merhaba diyorum ya sana
ne fayda
seni yaşayamamak hemen yanı başımda
duyamamak sesini karşılıklı
görememek yüzünün derinliklerini
ama varsın olsun
sen yine de duygularımın hançeri
yarenimsin
son kez yine de büyük bir merhaba sana

TUTSAK GİBİYİM

bugün bir başka
bugün bir hayat akışı şavkıyor günün sarkaçlarından
nefes tınısları kamçılıyor kimi zaman yankılayan kulağımı
bugün bir tuzak misali
bugün bir tutsak gibiyim
seni sende sorguluyorum sabır taşı gibi
sende oluru sarıyorum çaresizce
sen benim duygularımın açılmaz kilidi
sarsılmaz pencerem misali
esen yellerin esintisi vurdukça
sarmalıyor karanlık dünyamı yüreğim serinletircesine
yine elimde kalem kağıt alışkanlık misali
pardon diyorum vuruyorken klavyenin tuşlarına
sende ben bende sen olmaya gayret edercesine
toprağı iğneliyorum içine giresin diye

YA İŞTE BÖYLE

Olimpusta güneş açmış da
Yağan yağmur buhar olup düşmüş toprağa
İsyan etmiş RA
Name göndermiş EROS’a
‘neden yangınlardayım?’ diye
Terlermiş sıcaklığında her daim
Yaklaşmazmış bulutlar
Gelmezmiş rüzgarlar yanına
Yapayalnız geçtikçe zaman
Usanır
Bırakarak yerini karanlığa
Dalarmış uykuya seslenerek
‘Ne ister benden Adem
Neden hep ben
Ben olmak ister bazen
Oysa yalnızlığın aktörüyüm
Sizde olan
En güzel beden
kıymet bilin
Bilmezlerden hesap sorun
Fora edin gidişatın yelkenlerini’
Suç sende EROS
Veremedin iksirini

UTANÇ

teneşiri koynunda büyürken sevda
bir ağıt yükseliyordu sırtlarında yamacın
serzenişti hıçkırık ak kefenleri yamalı
ağlamaklı biraz da sarıldı sonra
eeeeeeey diyordu eeeeeeey
yukarıda mısın hala
yerde mi ya da
yerin kulağı dedikleri seninki mi yoksa
viran girmiş ne çare
bir yol uzamış ufkunda şehre sağır
gül bebekler bebekliğinde sallanır
ağlanır düştüğünde aranacaksa can
a…..h çekiyorum ya neden
ben bu alemden
alemse Adem´den
ya Adem
acep o kimden utanır

SÖYLEDİ ŞARLATAN FASLINDA

örsündeydi bir tav kesinti
actığında gülen kan gözleri
dedi ki yol serenat
adımladı çok geçmeden
ardı sıra bir devşirme
gitti……. gitti
uzaklara adeğil fakat
bir yara kanadı içinlik
sevmedi sevdirmedi diye
öle yazdı kanından bir ateş
vurdu
baktı eller kenet
gözler demet aldı yeşil kasımpatı
baktı ki körpe
anlaşılan demedi
anlattı mı ki
son buldu diye kaldırdı
ağladı
ağlamaklı etti dedi bir ara
söyledi şarlatan faslında

SEN

Güneşimin kapısı
Karanlıkların yokuşunda bir aydınlık yüz
Hüzün dolu yüreğiyle
Kapımı çalmış
Uzatmıştı ya elini
Kanatlarında sevdamı sarmalayarak bakakaldım.
Gözlerinin derinliğinde gördükçe suretimi
Gecenin alaca karanlığına inat umuda erdim.
Sen dalgalar misali
Sen ulu bir ağacın gölgesi gibi
Her şeyden önemlisi
Güneşimin kapısı!
Aralayıver artık
Süzülsün
Süzülsün ışık huzmelerin
Karanlığı yırtan olsun sesin
Olsun ki abı hayat suyu misali
Deminde demlensin….

NEREDESİN

çağlayanımsın
duruluğunda yıkanıyor bedenim
güneşimsin
seninle diriliyor iliklerim
ay ışığımsın
parlaklığında yol alıyor belleğim
ve
alevimsin
kalbimi derinden korlayan
söyler misin
sen bende nesin
derinliklerinde yüzerken bu dünyanın
bir nokta olan bedenimde sen
sen bende nerdesin
dillenir misin
bu noktanın neresindesin