Ahh… İstanbul!..

Dolaşırken sokak sokak
Geçerken caddelerden
Tarih kokuyor her içime çektiğim nefeste
Ah istanbul! …

Beyazıttaydım bugün kapalı çarşıda
Gökleri süslemiş bayraklar siyah beyaz
Herkeze nasip olmaz
Ayrı bir duygu istanbulda beşiktaşı yaşamak

Dolaşırken kalabalığın içinde
Bir grup ekmek peşinde sarraflar
Dericiler,Çiniciler,Antikacılar
Turistler dört bir yanda resimler çekerken
Hayran kalırlar her bir portresine
Gölgesinde yaşadığım
Hüzünlerin aşkların
En güzel şarkıların yazıldığı
Tarihin göbeğindeydim bugün
Ah İstanbul! …

Kapalı çarşıdan verdinmi kendini sahile doğru
Mahmut bey yokuşu
Her köşesinde
Onlar,Binler,Onbinler
Türkü söyler dilsizler
Şaşıpta kalmayın misafirler
Kalpten gelir nameler
İstanbul işte
Dilsizlere bile şarkı söyletirler

Mahmutbeyden aşağı sarkarken sessiz sessiz
Karşında büyük cami
Havlusunda güvercinler
Çevresinde buğday atanlar
Galatadan esen rügar
Eminönü, sirkeci haliç
Buram buran tarih kokuyorlar

Ben ise
Sessiz günlerim içinde
Yanlız
Bir başıma
Ruhum ortaköyde sabah kahvaltısında
Yanımda bir sandalye hep boş
Duyursakta boş
Duyurmasakta boş
Demek hep orda boş kalacaklar

İstanbulun kalabalığı içinde
Yalnızlığı geliyor her defasında aklıma
Kime baksam
Neyi görsem
İçimde
Yalnızken ben
İstanbulun kalabalığı içinde hep yalnızım ben

Yaş otuz
Bir varız bir yokuz
Tarih gibisin yalnızlığımda
Ah ulan İstanbul! …

 
Vedat Okkar

Gözlerim İstanbul’dur Benim

İstanbul’un gözleriyim ben
Hırçın ruhumun ötesinde ağlıyor İstanbul
Bir vapur kalkıyor Eminönü’nden
Balık ekmek kokuyor tekneler
Uçsuz bucaksız gökyüzü,martılar
Ve huzur veren mavi
Çocuksu bir mutluluk,büyümüşlüğün telaşıyla
İçilen sıcak bir çay
Üsküdar iskelesinde
Nazlı bir gelin edasıyla
Karşımda duruyor Kızkulesi
Arkamda hasret rüzgarları esen Haydarpaşa

Toprağın buram buram tarih kokuyor
Dikilitaş’tan Ayasofya’ya
Gözlerimi yumdum
Süleymaniye’de yem atıyorum kuşlara
Gözlerimi açtım
Eyüp Sultan’da ellerim duada
Ortaköy’de alıyorum her zaman en derin nefesimi
İçime çekiyorum tüm aşklarımı

İstanbul benim gözlerim
Bazen isyankar Beyoğlu bazense masum Maçka
Aksaray’dan bir dolmuş yol alıyor bilinmeyen aşklara
Laleli’de yitirilen duygularla
Eline ver diyorum yalnızlığıma
Elini ver diyorum köprü altındaki çocuklara

Çamlıca’daki özgürlüğümle
Sokakların ışıl ışıl aydınlanıyor
Varoşlarında ısınıyorum
Tarlabaşı’nda küskünlüğüm bırak bende saklı kalsın
Geceleri gezen bozacılarını özlüyorum
Senden ayrı düşmek ne acı
Bir ananın yavrusunu özlemesi gibi
Kokunu özlüyorum
Umut
Ekmek
Yürek
Azim
Ruhum İstanbul

Sema Akdoğan

Çağlayan

Suları düşünürüm nazlı nazlı kıvrılan
Akışını seyretsem sanki durmuştur zaman.
Yıllardır akmış belki,daha kaç yıl akacak,
Bizler görmeyeceğiz vakit çok geç olacak.
Onlar ki kimi durgun kimi delice akan,
Kimi boz bulanıktır kimi cşup ÇAĞLAYAN
Hep denize akarlar engin sulara doğru,
Yüce dağları aşıp vadilerden geçerek
Tanımaz hiç bir engel gider menzile doğru,
Yılların özlemiyle helezonlar çizerek.
Setlerin arkasından ovaları sulayan,
Barajları doldurup etrafa ışık yayan.
Kimi yerin altında bir artezyen kaynayan,
Kimi düşer dağlardan adı olur ÇAĞLAYAN
Erzincanın ovası fırat´ın yatağıdır,
Karasu´ya can veren keşiş ve kop dağıdır.
Ekşi su´da bin türlü madenle kaynar yerden,
Beytahtı dedikleri curcuna yatağıdır.
Erzincan´ın bir köyü Munzurun eteğinde,
Bahar orda yaşanır alıyla yeşiliyle.
Birkaç hane ,bir kaç ev bir yamaçta Kalecik
Sanki bir ören yerde terkedilmiş gelincik.
Bu köyden bir su kaynar akar yaz kış durmadan,
Girlevk´e gelince oluverir ÇAĞLAYAN.
Dökülür tepelerden coşar köpürür taşar,
İnsan en güzel günü giderse orda yaşar.
Ara sıra suyada değer feleğin nar´ı
Hiremlerle süslenmiş bir yoldur aslan argı
Karatuş´tan geçerek can verir ovalara,
Sonra büyümek için katılır Karasu´ya.
Kaynaklar su verirse hep akar bu derecik,
Kurursa karlı dağlar susuz kalır Kalecik.
Nedense hep tersine döner bu çarkı devran,
Yıkılıp viran olmuş bahtı kara Erzincan
Küçücük bir kasaba görünür uzaklardan,
Kucak açar dağlara bulutlara ÇAĞLAYAN.
İnsanın hayatı´da su gibi akıp gider
Bahardan sonbahara kucak açar seneler.
Bazen bir rüzgar eser fırtınalar yaratır,
Bazen çılgın dalgalar isyanları ıslatır.
Bazan bir dar boğazdan neşeyle akar hayat,
Bazen en güzel günden alamayız hiç bir tat.
Nasılki akan sular denize dökülürse
Ölüm denen denizden kurtulamaz hiç kimse.
Bazen durulur sular bazen gönül bir hicran,
Bazen delirip coşan köpüren bir ÇAĞLAYAN.
NOT:
Hirem:Büyük su kanalından ayrılan su yolları
Kalecik:Erzincanda bir köy
Beytahtı:Erzincanda bir mesire yeri
Ekşisu:Erzincanda bir kaynak
Girlevik:Erzincanda şelale(çağlayan)
Karatuş:Erzincanda bir köy